| 個人檔案Shin Seiki相片部落格清單 | 說明 |
|
25 August Kael Athilas - 2Yedi yıl geçti karanlığa düşüşümün üstünden. Yedi yıl geçti deliliğin sınırlarında dolaşmaya başlamamın üstünden. Yedi yıl geçti ve aydınlığa vardım tekrardan. Yeraltında karanlıkta kabuslarla geçen koskocaman yedi yıl, gözlerimden vazgeçtim karanlığın içinden geçerken ve yeni bir görüş kazandım bunun sayesinde. Bilinen renkleri kaybettim, beyazı, sarıyı, yeşili ve maviyi. Artık seslerin renklerini görüyorum, kokuların renklerini görüyorum, rüzgarın rengini görüyorum ve eskiden görebildiğim renklerden sadece kanın tadının rengi kaldı, kırmızı bordomsu koyu kırmızı yapışkan yoğun ağır ağır akan kırmızı. Mağaralarda bulduğum hayvanların damarlarında akan renk, susuzluğumu gideren renk.
Neye dönüştüğümü bilemiyorum geçen yedi sene içerisinde. İnsan diye adlandırdığım bir şey olduğumu biliyorum buraya geldiğimde. En azından bir insan postuna bürünmüştüm. Atalarımın zayıflatılmış kanından türemiş zavallı bir yaşam biçiminin içinde saklanmak için doğmayı beklemek zorunda kaldım yüzyıllardır. Ve doğdum ve kaderim beni olmam gereken, içinden geçip özümsemem gereken karanlıklara çekti. Artık kim olduğumu bilmesemde içimde her şeyin bir sona yaklaştığına dair bir his var. Karanlıktaydım ve aklımı, insan aklımı kaybettim sonunda, olması gerektiği gibi. Ancak bundan sonra gerçek akıl beni bulacaktı ve bana kim olduğumu anlatacaktı. Yedi yıl sonunda karanlık kalkmaya başlıyor artık, artık korkarak ışık aradığım tünelleri evim gibi benimsedim. Artık girdiğim bu lanet delikten nasıl çıkacağımı biliyorum.
Kendi kararlarımı verdiğimi düşünüyordum seneler önce. Üniversitede bulduğum eski bir dille yazılmış bir kitaptaki bir resim dikkatimi cekmisti. Tanıdık geliyordu bu şekil bana ama ne zaman odaklanmaya çalışşam ona başıma ağrılar giriyordu. Kargacık burgacık yazılarla yazılmış bir kitaptı ve kesinlikle yazılardan hic bir sey anlamıyordum. Kütüphaneye sabah girmis olmama rağmen başımı kaldırdığımda havanın kararmış olduğunu gördüm. Arkamda bir adam duruyordu, bana ve bakmakta olduğum kitaba konsantre olmuştu o da. Bir süre baktıktan sonra "Benden başka bu dili okuyabilecek birilerinin İstanbul'da bulunduğunu duysam, hayatta inanmazdım" dedi. Ben şaşkın şaşkın bakmaktan başka bir şey yapamadım.
"Özür dilerim, kabalık ediyorum kendimi tanıtmadım, ben Profesör Sedat Yıldız, eski medeniyetlerin dilleri hakkında araştırmalar yapıyorum." Yaklaştı ve önümde tuttuğum kitabı eline aldı. "Bunun sizin elinize geçmiş olması ne kadar enteresan. Bu dili kimden öğrendiniz acaba?" O anda konuşmanın başından beri hiç bir şey söylememiş olduğumun farkına vardım. "Ben, bilmiyorum. Sadece o resim bana bir şeyler çağrıştırıyor, yazıları okuyamıyorum." Profesör Sedat'ın yüzünde bir gülümseme yayıldı ve bana "Peki öğrenmek ister misin bu dili okuyabilmeyi?" diye sordu. "Evet, isterim" dediğini duydum bir sesin ve bunun kendi sesim olduğunu farkettim. Sonra bir an düşündüm ve "Evet, kesinlikle isterim." dedim.
Profesör Sedat bir sene kadar bana kaybolmuş Afrika uygarlıklarının dillerini öğretti. Ancak bunlardan hiçbiri onunla tanıştığıum gün okuduğum yazıtı anlamama yetmiyordu. Yeni bir dilde ilerlemeye başladığımda hemen o yazıta geri dönüyor ve bir şeyler anlamaya çalışıyordum. Hangi dille incelersem inceleyeyim, o şekille ilgili çok az bilgi edinebiliyordum. Bunlar da genelde "yaşamın başlangıcı", "yüce" ve "tanrı" gibi antik mitolojik eserlerin çoğundan çıkarılabilecek anlamlar oluyordu. O şekilde çok daha büyük bir gizemin yattığının farkındaydım. Profesör Sedat bu sırrı çözmeme yarayacak dili ya bilmiyordu ya da bir sebepten dolayı onu kendine saklamak istiyordu. Bir senenin sonunda beni evinde yemeğe çağırdı. Halen bana bir şeler öğretiyor olmasına rağmen ona olan inancım gittikçe azalıyordu. Güzel bir şarap açtı ve şömine başında konuşmaya başladık. "Seninle çalışmaya başlamamızın üstünden bir sene geçti. Sana bildiğim dillerin senin işine yarayacak olanlarını elimden geldiğince öğrettim. Ama...". Duraksadı ve ateşe bakmaya başladı. bir an için odanın içinde değildi sanki, aklı başka bir yere gitmişti. "Devam edin lütfen profesör" dedim onun düşüncelerini bölmeye cesaret ederek. "Ama" dedi tekrardan "bu öğrettiklerimin hiç biri senin aradığın gizemi çözmene tam olarak yardımcı olacak şeyler değildi. Asıl amacım seni bu lanetli kabilenin simgesinden uzaklaştırmaktı. Kendime söz vermiştim seni ilk gördüğüm gün, eğer bir sene içinde seni bu hevesten vazgeçiremezsem seni daha fazla engellemeyektim. Sanırım kütüphaneye gittiğin gün sen bu yazıtı okumayı seçmedin ama o senin kendisini okumanı seçti." Şaşkındım, profesörün ne kadar içtiğini düşündüm son sözlerinin üstüne. Hayır daha falza içmemişti, ikinci kadeh şarabına yeni başlamaktaydı, yine de bir kitabın bir insanı seçmesi gibi saçma sapan bir şeyden bahsediyordu.
"Bir süre için buralardan uzakta olacağım ben, ama gitmeden sana bir iyilik yapıp aradığın sırların anahtarını vereceğim sana." Dedi ve masanın ustune eski asma kilitleri açmak için kullanılan türde bir anahtar bıraktı. "Bu benim çatı kaıtındaki özel kütüphanemin anahtarı. Orada bu dille ilgili notlari aldigim bir sürü not defteri bulacaksın. Ben yokken istediğin kadar evimde kalıp incelemelerine devam edebilirsin."
Afallamıştım ve bir yandan da çok sevinmiştim. O heyecanla anahtarı kaptığıö gibi çatı katına doğru yöneldim. Arkamda profesörün beni takip eden ayak seslerini duyuyordum. Anahtari deliğe sokarken parmakların titriyordu. Heyecanla kapıyı sonuna kadar ittim ve gizli kütüphaneye girdim. Binlerce kitap vardı burda, hangilerinin işime yarayacağını sormak için profesöre döndüm. Ama arkamda değildi profesör. Seslendim ona bir cevap alamadım. Yemek masaına döndüm sadece tek bir kadeh ve tek bir servis vardı. Bütün evde aramama rağmen profesörü bulamadım. Hayatıma bir anda girdiği gibi bir anda evinin sorumluluğunu da bana bırakarak çıkmıştı hayatımdan.
引用通告此內容的引用通告是: http://lanceoflonginus.spaces.live.com/blog/cns!E7B5A1A066B3D119!130.trak 引述這則內容的部落格
|
|
|